Dünya hiç olmadığı kadar hızlı değişiyor. Teknoloji gelişiyor, çalışma biçimleri dönüşüyor, yeni meslekler ortaya çıkıyor ve yıllardır kullandığımız yöntemler birer birer yerini daha farklı araçlara bırakıyor.
Böyle bir dünyada insanın kendisine sorması gereken önemli bir soru var:
“Ben değişen dünyaya ayak uydurabiliyor muyum?”
Bu sorunun cevabı her zaman yeni bir eğitim almak, yeni bir sertifika edinmek veya yeni bir teknoloji öğrenmek değildir. Bazen cevap, yıllardır doğru kabul ettiğimiz bir düşünceyi yeniden sorgulamaktır.
Çünkü kendini yenilemek, her şeyi geride bırakıp yeniden başlamak anlamına gelmez. Aksine, sahip olduğumuz bilgi ve tecrübeyi koruyarak onun üzerine yenilerini ekleyebilmektir.
Tecrübe mi, alışkanlık mı?
İş hayatında tecrübenin değeri tartışılmaz. Yıllar içerisinde edinilen bilgi, karşılaşılan problemler ve yapılan hatalar insanın karar verme yeteneğini geliştirir.
Fakat tecrübe ile alışkanlık arasında ince bir çizgi vardır.
Bir işi yıllardır aynı şekilde yapıyor olmak, o işin hâlâ en doğru şekilde yapıldığı anlamına gelmez.
“Biz bunu hep böyle yaptık.”
Belki de değişime karşı en büyük engellerden biri bu cümledir.
Dün doğru olan yöntem bugün hâlâ doğru olabilir. Ancak bunun cevabını geçmişteki başarılarımız değil, bugünün şartları belirlemelidir.
Örneğin bir işi yıllarca manuel olarak yapmak mümkün olabilir. Fakat teknoloji aynı işi birkaç dakika içerisinde otomatik olarak yapabilecek hale geldiyse, eski yönteme bağlı kalmak artık tecrübe değil, değişime dirençtir.
Buradaki mesele eskiyi tamamen reddetmek değildir.
Asıl mesele, eski yöntemin bugün hâlâ neden kullanıldığını sorgulayabilmektir.
Teknoloji değişiyor, peki ya biz?
Yapay zekâ, otomasyon, veri analitiği ve dijitalleşme artık geleceğin kavramları değil. Bugünün iş dünyasının bir parçası.
Birçok meslekte teknoloji insanların yaptığı işleri tamamen ortadan kaldırmaktan ziyade, işin nasıl yapıldığını değiştiriyor.
Bu nedenle gelecekte başarılı olacak insanların yalnızca kendi alanını çok iyi bilen kişiler olmayacağını düşünüyorum.
Kendi alanını bilen ve aynı zamanda değişimi okuyabilen kişiler öne çıkacak.
Bir muhasebecinin yalnızca muhasebe bilgisinin yeterli olmadığı, bir mühendisin yalnızca teknik bilgisinin yetmediği, bir yöneticinin yalnızca yönetim tecrübesine güvenemeyeceği bir döneme giriyoruz.
Çünkü artık mesleklerin sınırları birbirine yaklaşıyor.
Finans ile teknoloji, muhasebe ile veri analitiği, üretim ile yapay zekâ, insan kaynakları ile veri bilimi birbirinden bağımsız alanlar olmaktan giderek uzaklaşıyor.
Bu nedenle kendimizi yalnızca kendi mesleğimizin içerisinde değil, mesleğimizin çevresinde meydana gelen değişimlerle birlikte geliştirmemiz gerekiyor.
Her yeni şeyin peşinden koşmak zorunda değiliz
Kendini yenilemek denildiğinde akla sürekli yeni bir şeyler öğrenmek geliyor.
Yeni bir uygulama, yeni bir yapay zekâ aracı, yeni bir eğitim, yeni bir sertifika…
Fakat burada başka bir tehlike daha var:
Değişime ayak uydurmak ile her trendin peşinden koşmak aynı şey değildir.
Her çıkan teknolojiyi öğrenmek zorunda değiliz.
Önemli olan, bize gerçekten değer katacak değişimleri fark edebilmek.
Bugün bir teknolojinin çok popüler olması, yarın da önemli olacağı anlamına gelmeyebilir. Bu nedenle kendimize sürekli “Bunu da öğrenmeliyim.” demek yerine daha önemli bir soru sorabiliriz:
“Bu değişim benim işimi, hayatımı veya düşünme biçimimi nasıl etkileyecek?”
Bu sorunun cevabı, hangi değişimlere ayak uydurmamız gerektiğini anlamamıza yardımcı olur.
Öğrenmek kadar unutabilmek de önemli
Kendini yenilemenin belki de en zor tarafı yeni bilgiler öğrenmek değil, artık geçerliliğini yitirmiş bazı düşüncelerden vazgeçebilmektir.
Çünkü insan bildiklerine bağlanır.
Yıllarca kullandığı bir yöntem, uzun süre savunduğu bir fikir veya kendisini başarılı kılan bir çalışma biçimi zaman içerisinde kişinin kimliğinin bir parçası haline gelebilir.
Bu nedenle yeni bir yöntem ortaya çıktığında onu objektif olarak değerlendirmek yerine eski yöntemi savunmaya başlayabilir.
Oysa gelişim biraz da şunu söyleyebilmektir:
“Daha önce böyle düşünüyordum ama artık farklı düşünüyorum.”
Bu bir başarısızlık değildir.
Tam tersine, öğrenmenin en önemli göstergelerinden biridir.
Çünkü değişen şartlar karşısında düşüncelerimizi değiştirebilmek, sahip olduğumuz bilgiye ihanet etmek değil, onu güncellemektir.
Kendini yenilemek büyük kararlarla başlamaz
Bazen kendimizi yenilemek için hayatımızda büyük değişiklikler yapmamız gerektiğini düşünüyoruz.
Yeni bir iş.
Yeni bir şehir.
Yeni bir eğitim.
Yeni bir kariyer…
Oysa değişim çoğu zaman çok daha küçük bir noktadan başlayabilir.
Her gün yaptığımız bir işi daha iyi yapmanın yolunu araştırmakla…
Uzun zamandır okumadığımız bir kitabı açmakla…
Yeni bir teknolojiyi denemekle…
Daha önce hiç düşünmediğimiz bir fikri dinlemekle…
Hatta bazen sadece kendimize şu soruyu sormakla:
“Bunu daha farklı nasıl yapabilirim?”
Bu soru küçük görünse de oldukça güçlüdür.
Çünkü gelişimin temelinde merak vardır.
Merak eden insan araştırır.
Araştıran insan öğrenir.
Öğrenen insan değişir.
Değişen insan ise zamanın gerisinde kalmaz.
Zamanı yakalamak
Aslında zamanı yakalamak mümkün değil.
Zaman hep ilerliyor.
Bizim yapabileceğimiz şey, onun hızına yetişmeye çalışmak yerine nereye doğru ilerlediğini anlamaya çalışmak.
Bugünün dünyasında başarılı olmak belki de artık her şeyi bilmekten çok, bilmediğimiz şeyi fark edebilmekle ilgili.
“Bunu bilmiyorum.”
“Bunu daha önce hiç denemedim.”
“Bu konuda kendimi geliştirmeliyim.”
“Belki de yıllardır kullandığım yöntem artık yeterli değil.”
Bu cümleleri kurabilmek bir eksiklik değil, gelişime açık olmanın göstergesidir.
Çünkü insanın kendisini yenilemesinin önündeki en büyük engel bilgi eksikliği değil, bildiklerinin yeterli olduğuna inanmasıdır.
Sonuç
Kendini yenilemek geçmişi silmek değildir.
Tecrübeyi, bilgiyi ve yaşanmışlıkları bir kenara bırakmak hiç değildir.
Kendini yenilemek; sahip olduklarımızın üzerine yenilerini koyabilmek, gerektiğinde bildiklerimizi sorgulayabilmek ve değişim karşısında savunmaya geçmek yerine merak edebilmektir.
Dün bize başarı getiren yöntem, bugün bizi aynı yere götürmeyebilir.
Bu nedenle belki de kendimize her yıl, hatta her ay şu soruyu sormalıyız:
“Ben hâlâ aynı kişi miyim, yoksa kendimi içinde bulunduğum zamana göre yeniliyor muyum?”
Çünkü zaman bizi beklemiyor.
Teknoloji bizi beklemiyor.
Dünya bizi beklemiyor.
Ve belki de asıl mesele zamanı yakalamak değil.
Zaman değişirken bizim de onunla birlikte değişebilecek kadar cesur olmamız.
Kendini yenile.
Merak etmeye devam et.
Öğrenmeye devam et.
Çünkü geleceğe hazırlanmanın en iyi yolu, geleceği beklemek değil; bugünden kendini ona hazırlamaktır.
