Zaman geçiyor.
33 yaklaşıyor. Sayı büyüyor. Sorumluluklar artıyor. Aileye karşı, eşe karşı, çocuğa karşı, arkadaşlara karşı, profesyonel hayata karşı, memlekete karşı…
Sürekli artış gösteren sorumluluklar ordusu. Tüm bunlar zor mu? Elbette ki öyle. Ancak keyifsiz olduğunu düşünmüyorum. Hayat bundan ibaret çünkü. Bunların tümünü olgunlukla karşılıyor, elimden geleni yapmaya gayret ediyorum. Tüm bu deneyimler bana öğrenim hayatındaki zamanın ne denli önemli olduğunu ve ne denli dolu geçmesi gerektiğini öğretti.
Lise ve üniversite yıllarımı düşünüyorum. O dönem Knight Online gibi online oyunlarda zaman geçirirken ben web yeteneklerimi geliştiriyor, edebiyatla ve kişisel gelişim çalışmaları ile zaman geçiriyordum. O dönem sosyal medya denilen oluşumlar forumlardan ibaretti. Edebiyat forumlarında geziniyor, edebiyatlarla ilgilenen insanlarla tanışıyordum. Bu çabalarımın bana hem duygusal hem de düşünsel kabiliyetler kazandırmış olduğunu zaman geçtikçe fark ettim. Özellikle tasavvuf edebiyatıyla harşirneşir olduğum dönemlerde insanın kıymetini anlama sürecine girmiştim. Bu durum bana toplumdaki her bireye saygı duyma yetkinliğini kazandırdı.
Toplumda çeşitli kusurlarından dolayı (insanlara göre) dışlanmış bazı insanlar vardır. Bu; bir engellilik durumu olabilir, ekonomik durum olabilir vesaire vesaire… O insanları hem saydım, hem de çevremde saydırmaya çalıştım. Bunu onlara acıdığımdan değil, onları birer birey olarak gördüğüm; toplum normlarına uymaktansa empati kurabildiğim için denedim. Zaman da bana o insanlara dokunmuş olmanın faydalarını bana gösterdi. Ben bu davranışı bana bir faydası olsun diye uygulamamıştım. Ancak insanların size inanması, belki normal şartlarda yapmayacakları şeyler için onları da motive eden bir unsurmuş. Bazıları buna faydacılık diyebilir ancak bana göre buna faydacılık diyebilmek için davranışı bir fayda karşılığı yapmak gerekir.
Günümüz insanının egosunun çok fazla olduğunu düşünüyorum. Pek çok insan karşısındaki insanın duyguları yokmuş gibi sadece kendisini düşünen, kendisini öven bir tutum içerisinde. Halbuki kalp kırmanın da bir nevi kul hakkı olduğuna inanan bir toplumduk. Herkes kimseye ihtiyacı olmadığına inanıyor. Tabi ki insan bir başına da kalsa bir biçimde hayatını idame ettirebilir. Ancak güzel olan sosyalleşmek, birlikte olmak ve paylaşmak. Varlık hissetmek; sevgiyi, saygıyı, dayanışmayı. Her manada. Aklınıza illa maddi konular gelmesin. Bilmediğiniz bir konuda girişimde bulunmadan önce size konu hakkında bilgi veren bir dostunuzun olması bile çok kıymetli. Yazının başlığındaki insana insan lazım da bi nevi bunu ifade ediyor.
Bana insanlardan kötülük de görmüyor musun diyebilirsiniz. Gayet de haklısınız. “İnsana, insandan âlâ imtihan mı var”? Ancak bunları elemek de mümkün. İnsandan gelen imtihanlarda bile sizlere destek olan insanlar da mevcut. Bu nedenle her zaman “bardağın dolu tarafına” odaklanmak insanın motivasyonunu yükselten unsur. İnsan kazanmak, gönül kazanmak, hayır duası almak bugün olmazsa da yarın insana mutlaka fayda sağlar.
Ne diyordu atasözü “iyilik yap, denize at. balık bilmezse halik bilir”
Kimseye muhtaç değiliz, ancak insana insan lazım.

Hakikaten nevi şahsına münhasır.
Hakikaten nevi şahsına münhasır.